Türkçe İçerik

“Şugariyet Ödülleri” aktivistleri birbirlerini kucaklamaya davet ediyor

Kısa bir süre önce SPoD, LGBTI+ hareketine kendini adamış isimlere verilecek “Şugariyet Ödülleri” için bir çağrı yayınladı. Çağrı, LGBTI+ hareketinin her türlü baskıyla mücadele ederken eleştiriye vakit ayırdığı kadar belki de yaptıklarını takdir etmeye vakit ayırmadığı kaygısı taşıyordu. SPoD Genel Koordinatörü Mustafa Sarıyılmaz’la LGBTI+ aktivizminin sırtladığı yüklere, yaşadığı yıpranmışlıklara karşı yapılabilecekleri konuştuk. Röportaj: Zeynep Serinkaya

Şugariyet Ödülleri fikri nasıl doğdu? 

Fikir aslında Yönetim Kurulu üyemiz Cihan Hüroğlu’dan çıktı. Cihan halihazırda GLBTİ+ hareketine çokça ve uzuncadır emek vermiş ve vermeye de devam eden biri olarak bunu uzuncadır düşündüğünü bir toplantıda dile getirdi. Tabii ki biz de hemen heyecanlandık ve “evet hadi yapalım” dedik. İçinde bulunduğumuz politik durumdan fazlasıyla etkilenen bir hareket LGBTİ+ hareketi ve son zamanlarda yurt dışına taşınma oranlarının artması, ifşaların artması, güvenli alanların azalması gibi durumlar insanları örgütlü olmaktan uzaklaştırmaya da başladı. Madiliğin binbir türlüsünü gerçekleştirir hale geldik acısıyla tatlısıyla, ancak “Birbirimizi takdir etmeyi unutmaya mı başladık?” sorusuyla aslında biraz da ortaya çıkan bir fikir oldu. 

Şugariyet Ödülleri, Hormonlu Domates gibi her sene olmasını planladığınız bir etkinlik mi? Bunun için herhangi bir kaynak buldunuz mu ya da destek gerekti mi? 

Şugariyet Ödülleri’nin kesinlikle her sene olmasını istiyoruz. Amacımız Hormonlu Domates’teki gibi aslında, her yıl LGBTİ+ hareketine emek verenlere böyle küçük bir şekilde de olsa teşekkür etmek ve emekleri görünür kılmak. Bunun için kaynak ve destek bulduk elbette. Bu fikir ile birlikte o dönem henüz yeni tanıştığımız Friedrich Naumann Foundation (FNF) Türkiye ile görüştük ve onlar da fikrimizi çok sevdiler ve destek olmak istediklerini bildirdiler. Ama elbette ki her zaman daha fazla desteğe açığız. Şugariyet takip ettiğimiz kadarıyla bulunduğumuz coğrafyada tek ödül töreni olma özelliğini taşıyacak. Bizim istediğimiz bu yıl Türkiye içinde bunu gerçekleştirip, ilerleyen dönemlerde daha bölgesel ve mümkünse uluslararası hale gelmesi için çalışmak. Bölgedeki LGBTİ+ hareketini desteklemek, iş birliklerini artırmak ve iletişimi güçlendirmek istiyoruz.

Türkiye’deki LGBTİ+ hareketi baskılara rağmen ayakta ve yılmıyor. Fakat bu direnç halinin psikolojik bir maliyeti de var ve belki hareketin dışında kalanlar bunu pek bilmiyor. Bize biraz LGBTI+ aktivizminin, genel olarak aktivist olmanın nasıl yıpratıcı olabileceğini anlatır mısın? Siz SPoD’da bununla nasıl baş ediyorsunuz? Onarıcı, sağaltıcı etkinliklerin aktivizmin sürdürülebilirliği için önemi nedir? 

Bu soruya öncelikli olarak bireysel cevap verip ardından kurumsal cevap vermek istiyorum. Genel olarak aktivist olmak bizlerin coğrafyasında fazlasıyla yıpratıcı bir durum. Ben gençlik ve mülteci alanından LGBTİ+ alanına giriş yapan biri olarak şunu söyleyebilirim, her alanın kendine ait zorlukları bulunuyor. İnsan olmayı ve insancıl bir hayat sürmeyi isteyen kişiler olarak, bunların size sağlanmadığı yerde bir yaşam kurmak ve buna ek olarak da konunun aktivizmini yürütmek çok fazla yorucu. Elinizi attığınız her şeyin ters tepmesi, her gün aldığınız kötü haberler, belki de sürekli olarak yaşadığınız şehirleri değiştirmek içinizdeki motivasyonu ve ‘benim bir derdim var’ olgularını yıkmaya o kadar hazır ki, çift taraflı bir bıçağın sizi yaralamamasını umarak aktivizminizi gerçekleştirmeye çalışıyorsunuz. Uygun bir çıkar yol bulmaya çalışıyorsunuz; olursa oluyor, olmuyorsa kopuyorsunuz. Size aktivizm yaptığınız alanı hatırlatan her şeyden uzaklaşıyorsunuz.

SPoD olarak bununla çok efektif bir başa çıkma metodumuz var diyemiyorum ne yazık ki. Öğrenmeye çalışıyoruz, “En efektif yöntemler neler olabilir, biz birbirimize nasıl sahip çıkabiliriz?” sorularını sürekli konuşup tartıştığımız bir dönemdeyiz. Gerekli destek sistemlerini öğrenip efektif olarak kullanmak istiyoruz. Ama şunu belirtmeden geçemeyeceğim; sağlamak için uğraştığımız hizmetlerden yararlanan kişilerin bizlere telefon, mail veya sosyal medya hesaplarımız üzerinden ulaşarak teşekkür etmeleri, hepimizin içindeki ateşi harlıyor. Ve yaptığımız işin ne kadar önemli olduğunu somut olarak görme şansına erişebiliyoruz. Bu teşekkürler, yıpranma payımızın eşiğini yukarıya çekiyor. Onarıcı, sağaltıcı etkinlikler ile maruz kaldığımız olumsuzluklar, kötü haberler ve hatta belki de ikincil travmalardan kendimizi arındırmaya yardımcı oluyor. Aslında muazzam bir deşarj olma yöntemi sunuyor sağaltıcı etkinlikler, bu da var olan gücümüzü yeniden canlandırıyor. 

Söylediğin şey çok doğru aslında. Türkiye’de LGBTİ+ hareketi şu anda en güçlü döneminde. Baskılar da en kuvvetli oldukları dönemde belki. Ancak bu süreç içinde LGBTİ+ hareketinin öznesi, parçası olan kurumlar olarak birbirimizle daha fazla iletişim halindeyiz, daha fazla haberleşiyoruz, daha fazla takdir ediyoruz, daha fazla işbirliği yapıyoruz, daha fazla birbirimizi görünür kılmak için uğraşıyoruz. OHAL ile birlikte de aslında daha fazla sivil toplum kuruluşu ile de işbirliği yapmaya başladık. LGBTİ+ hareketi gün geçtikçe genişliyor ve kuvvetleniyor. Ve bu organik genişleme ve güçlenme bana yine güç veriyor ve yıpranma eşiğimi yukarı çekiyor.

 

LGBTI+ hareketi, adının da layığını veren bir çeşitliliğe sahip. Bu renkli çeşitlilik içinde farklılıkların ayrışmalara dönüşmemesi için de sürekli bir diyalog şart. Ödül törenleri ve parti gibi etkinliklerin bu bir aradalık açısından önemi nedir sence?

Gerçekten de öyle. Çok geniş bir çeşitliliğe sahip LGBTİ+ hareketi. Aslında farklılıkların ayrışmalara dönmesini önemsiyorum ben. Ama bu ayrışmalar henüz her zaman diyalog içinde gerçekleşemiyor. Umarım farklılıklar diyaloglar içerisinde kendine yer bulur ve gerçek bir kapsayıcılık ile yolumuza devam ederiz ve güçleniriz daha fazla. Aslında ödül töreninin ortaya çıkmasındaki fikir gibi bir öneme sahip. Partiler ve bu tarz birliktelikler hem bizlerin stres atmasına yardımcı oluyor hem de bir araya gelerek aslında hasret gidermeye yardımcı oluyor. E tabi gullümler, tatlı madiliklerle de şenleniyoruz, benliğimizi en özgür şekilde yaşayıp, hayatın olumsuzluklarından kendimizi soyutluyoruz bir şekilde de olsa.

 

Sivil toplumda harcanan emeklerin sonuçları uzun vadeli olabiliyor, fakat sürekli bir başarı muhasebesi de yapmak gerekebiliyor, bu da sanırım yıpratıcı bir deneyim. Belki bu açıdan da olumlu hikayeleri, kazanımları daha sık anlatmaya ihtiyaç var. Kötü haberleri paylaşmaya daha teşne olabiliyoruz, iyi haberler arada kaynayabiliyor. En son örneğin Queer Olympix yasaklandı ama yine de maçlar yapıldı, katılımcılar birarada kaldı.  Bu konuda sizin medyadan, sivil toplum destekçilerinden ve sosyal medya kullanıcılarından beklentiniz nedir? Şugariyet Ödülleri’nin amacına paralel olarak bu röportajı okuyanlar neler yapabilirler?

Çok doğru bir noktaya değindin. Kendimizi sürekli krizler içerisinde bulduğumuz için, olumlu hikayeleri, başarıları kaçırabiliyoruz. Ya da konuşmalarımızda çok da fazla değinmiyoruz. Queer Olympix’in yasaklanmasıyla beraber etkinliklerin biçimlerinin ve yerlerinin değişmesi aslında LGBTİ+ hareketinin doğası. Bir taraftan baskılansak da, baskıladıkları yerden bir kaç adım öteye gittiğimizde yeni çözümler üretebiliyoruz. Bu baskıların, yasakların yaratıcılığımıza çok büyük etkisinin olduğunu gözden kaçırmamak gerek. Ve sevgili Queer Olympix ekibi de bunun en son örneğini çok güzel bir şekilde göstermiş oldu. Sivil toplum destekçilerinden beklentilerimiz, kendilerine yakın gördükleri kurumlar hangileriyse, onlara üye olmaları, destek vermeleri, çalışmalarını takip etmeleri ve beğendikleri çalışmaları yaymaları aslında. Zira yaptıklarımız bu şekilde görünür olabiliyor. Medyaya ne demek gerekir çok emin değilim. Zira klasik medya tamamen LGBTİ+ karşıtı bir yerde konuşlanıyor ve yine geçmişe dönerek baktığımızda olumsuz haberlerin, nefret söylemlerinin tavan yaptığını görüyoruz. Nefret söylemlerinden uzaklaşmalarını temenni ediyorum. Sosyal medya kullanıcılarından da sivil toplum destekçilerinden beklediklerimizi bekliyoruz. Kendilerine yakın gördükleri kurumları takibe alsınlar ve çalışmalarını takip etsinler. Anlamadıklarını düşündükleri şeyler için kurumlarla iletişime geçsinler. 

Şugariyet Ödüllerinin amacına paralel olarak bu röportajı okuyanlar, ödüllerin kategorilerini görebiliyorlar. Önümüzdeki gün adaylar açıklanacak. Adayları tanımıyorlarsa kim olduklarına bakabilirler. Jüri harekete emek veren kişilerden oluşuyor. Şu anda devam eden de bir aday önerisi poll’u var. Aday göstermek istedikleri kişiler varsa, onları aday göstersinler. [Poll bu yazı hazırlanırken kapandı] Ve önümüzdeki yıl ve yıllar için, LGBTİ+ hareketini ve emek verenleri takip etmeye çalışsınlar. Devam eden yıllarda daha fazla kategori ile daha fazla kişinin emeğini görünür kılmamıza destek verebilirler. 

LGBTI+ hareketine ve sivil toplumuna katılmak, ya da bu alanda gönüllü olmak isteyip çekinen okuyucularımıza neler söylemek istersin? Bu yorucu yanlara rağmen seni sivil toplumda tutan şey nedir?

Çekinmemelerini söylemek isterim öncelikli olarak. Herhangi bir yerde gönüllü olmak için kendilerine neden sorusunu sormalarını isterim. Neden gönüllü olmak istiyorum? “Bir yerde okuduğum, gördüğüm nefret suçuna sinirlendim”, “ ‘Benim Çocuğum’u izledim, kendimi yeni keşfediyorum”, “bu benim meselem” vs. gibi nedenlerle gönüllü olmaya gelen kişilerin gönüllülük süreleri çok kısa oluyor ne yazık ki. O heyecan, üzüntü, keşif dönemleri bittiğinde gönüllülük de bitiyor ve ne kendilerine ne de gönüllü olmaya çalıştıkları kurumlara bir artıları oluyor. 

Gönüllü olmak isteyenler, neden sorusuna buldukları cevapla, kendilerine yakın gördükleri kurumlar ile iletişime geçsinler, oralarda gönüllü olarak katkı sağlayabilecekleri bir şey olup olmadığına baksınlar. Mümkünse, kuruma gidip oradaki çalışanlarla ve diğer gönüllülerle tanışsınlar, anlaşabilip anlaşamadıklarına baksınlar. Bunlar çok önemli şeyler, çünkü o kurum için çalışırken arkadaşlık ilişkileri gelişiyor, birlikte iş yapma yükümlülükleri gerçekleşiyor. Ve bunları anlaşamadığınız, ısınamadığınız insanlarla yapmaya çalıştığınızda işe yaramıyor asla. 

Beni bu alanda tutan şey her daim var olan idealistliğim galiba. Çocukluğumdan beri, haksız gördüğüm her şeyin peşine düşüp, hak yerini bulsun diye uğraşıyordum. Bu hastanede muayene sırası beklemekten tutun, ’99 depreminde su sırasına girmeye kadar (bunların çoğu olurken 9-10’lu yaşlarımdaydım). Lise döneminde, biraz merak biraz da çalışkanlığın birleşmesiyle, kendimi bir proje kapsamında yurtdışında buldum. Toplamda 6 gün. Döndükten sonra şunu farkettim, ne kadar şanslı olduğumu. Çünkü tüm emeklerim, çalışmalarım beni resmen ödüllendirmişti. Hayatımda ilk kez uçağa binmiştim ve yurt dışına çıkmıştım. Bundan sonrası benim için çorap söküğü gibi ilerledi. Kendimi gençlik çalışmalarının içinde buldum. Benim gibi gençlerin, yurtdışına çıkabilmelerinin yolunu aradım, yönlendirdim, anlatmaya çalıştım elimden geldiğince. “El vermek” denir ya bizde, el vermeye çalıştım, çok güzel insanlarla birlikte çalıştım ve çalışmaya da devam ediyorum. Velhasıl kelam, ben kendime “Neden?” sorusunu sorduğumda, benim erişebildiğime ilişkilendiğim kişiler de erişsin istedim ve bu kısım hala devam ediyor. Sivil toplum alanında çalışmak sizi motivasyonel ve manevi anlamda en çok tatmin eden yer olabiliyor gerçekten. Bunu yaparken de evet çok yorucu olabiliyor, ama biri size direkt ya da içinde olduğunuz yapıda gerçekleştirdiklerinizle birlikte dolaylı yoldan teşekkür ettiğinde, benim için herşey çözümlenmiş oluyor. Bu da beni sivil toplumda tutmaya devam ediyor 🙂

Son soru da azıcık neşeli olsun, biraz da magazinel 🙂  Töreni kim sunacak ve çeşitli sürprizler beklemeli miyiz? Töreni canlı izleyebilecek miyiz?

Bunların tamamı sürpriz, sevdiğimiz biri/leri sunacak. Ve bence güzel şeyler beklemelisiniz! 21 Eylül’ü not edin çünkü, gullümlü, eğlencesi bol, tatlı madiliği but bir akşam geçireceğiz. Canlı yayın için çalışmalarımız sürüyor. Bir aksilik olmazsa canlı olarak da gelemeyenler takip edebilecek 🙂

Eklemek istediğin bir şey var mı? Ya da duyurmak istediğin?

Konudan bağımsız olarak, SPoD olarak geçen aylarda başlattığımız bir destek kampanyamız var. O hala devam ediyor. SPoD’u ve çalışmalarını beğeniyorsanız, destekçimiz olun! SPoD çalışmalarına devam etmek istiyor, daha fazla insana erişebilmeyi ve hizmet sunmayı hedefliyor. Bunun için de herkesin desteğine ihtiyacımız var! Dayanışma çağrımızı da buradan görebilir ve destekçimiz olabilir okuyanlar da.

 

Röportaj: Zeynep Serinkaya 

Alan Savunması: Alışın, kadınlar ve LGBTI+ler sporda!

Son yıllarda kadın ve LGBTI+ girişimleri Türkiye’de sporu boyunduruğu altına alan cinsiyetçi ve heteronormatif şiddeti ortadan kaldırmak için faaliyetlerini arttırdı. Tecavüzcü tezahüratlardan cinsiyetçi manşetlere, spor endüstrisi ve spor haberciliği şiddete bulanmış durumda. Çoğu insan LGBTI+ ve kadın sporcuların gerek profesyonel gerek amatör olarak her spor dalında var olduğunu ve rekabet ettiğini bilmiyor. Alan Savunması LGBTI+ ve kadın sporcuların kazanımları ve olumsuz deneyimlerine odaklanan yeni bir çevrimiçi haber platformu. LGBTI News Turkey’den Zeynep Serinkaya Alan Savunması’ndan Ali Safa Korkut’la bir röportaj yaptı.

 

haber görseli.jpg

Alan Savunması‘nı kurma fikri nasıl ortaya çıktı? Ekibinizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Alan Savunması aslında uzun zamandır gerçekleştirmeyi düşündüğümüz bir projeydi. Futbol oynayan birkaç kadın arkadaşımızın bu alandaki çabasına ve maruz kaldıkları eşitsizliklere yakından tanıklık edince buna kayıtsız kalmak istemedik. Keza bu eşitsizlikler sadece bizim tanıdığımız kadınların başına da gelmiyor. Dünya genelinde böyle bir ayrımcılık olmakla beraber bu Türkiye’de biraz daha fazla hissediliyor.

Sporun kadınların mücadele ettiği dallarını ve özellikle de kadın futbolunu biraz yakından takip edince spor yapmaya çalışan LGBTİ+ sporcuların da bir hayli fazla olduğunu yakından gözlemledik. ‘’Spor yapmaya çalışan’’ diyorum çünkü eril tahakküm ve homofobi her alanda egemenlik kurmaya çalışıyor.

Henüz kadın sporcuların maruz kaldıkları karşısında öfkemizi yatıştıramamışken bir de birkaç LGBTİ+ sporcunun spor yaparken yaşadığı taciz, dışlanma ve hatta fiziksel şiddete kadar varan sözlü hakaretleri birinci ağızdan dinleyince bir şeyler yapmak istedik.

İnsanların bu durumlardan haberdar olmadıklarını veya olsalar bile sessiz kaldıklarını düşünerek ilk aşamada bu yaşananları görünür kılmamız gerektiğini düşündük. Mevcut olarak üniversite eğitimimizi sürdüğümüz ve düzenli bir gelirimiz olmadığı için de -en azından şimdilik- minimum gider ve maksimum efor sarf ederek başarıya ulaşabileceğimiz fikirler üzerinde yoğunlaştık.

Bu doğrultuda da hem gazetecilik bölümü öğrencileri olarak yapabileceğimize inandığımız için hem de bu eşitsizlikleri duyurabilmek ve toplumu harekete geçirebilmek adına gerçekten yararlı olacağını düşündüğümüz için yapabileceğimiz en doğru şeyin bir haber sitesi kurmak olduğuna kanaat getirdik.

Şu anlık Alan Savunması’nda sadece iki kişi faaliyet gösteriyoruz. Ben (Ali Safa Korkut), 23 yaşımda ve Uşak Üniversitesi Gazetecilik Bölümü son sınıf öğrencisiyim. Diyarbakır’da yaşıyorum.

Diğer arkadaşım da aynı sınıfta olduğum Özdemir Atuğ. O da benimle aynı yaşta ve Aksaray’da ikamet ediyor.

Ben sitenin editör ve muhabirliğini yapıyorum, Özdemir de sosyal medya yönetimi ve sitenin teknik işleriyle ilgileniyor.

Alan Savunması ekibin sporla arası nedir? İlgilendiğiniz sporlar, oynadığınız takımlar nedir?

İkimiz de sporla oldukça yakından ilgileniyoruz. Dört seneye yakın bir süre boyunca amatör olarak futbol oynamakla beraber basketbol ve yüzme ile de yakından ilgileniyorum. Bunun dışında tenis, voleybol ve atletizm gibi sporları da elimden geldiğince takip etmeye çalışıyorum.

Ekip olarak bu böyle aslında, sadece bilgi sahibi olduğumuz sporları değil tüm spor dallarını takip etmeye çalışıyoruz. Her günümüz sporla geçiyor.

– Türkiye’de son zamanlarda Karşı Lig, Queer Olympix, Kızlar Sahada gibi spor yoluyla toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve ayrımcılığa spor yoluyla karşı çıkan inisiyatiflerin sayısı artıyor. Sizce bu tür oluşumların ve bireysel olarak spor alanındaki eşitsizlikleri gidermeye çalışan LGBTI+lerin ve aktivistlerin çalışmaları nasıl desteklenebilir?

Söylediğim gibi, ilk aşamada kadın ve LGBTİ+ sporcuların başarıları ve yaşadıkları olumsuz durumlar ile onların görünürlüğüne katkı sunmayı amaçlayan oluşum ve aktivistleri görünür kılmak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü gerçekten özel hayatında sporla yakından ilgilenen ve kadın ve LGBTİ+ sporcuların varlıkları ile mağduriyetlerinden habersiz olan insan hakları aktivistleri var. Ancak bu habersizlikleri de kendilerinden değil, medya kuruluşlarının LGBTİ+ sporcu ve aktivistlere haber akışlarında hiçbir şekilde yer vermemelerinden kaynaklanıyor.

Öncelikli olarak Karşı Lig, Queer Olmypix ve Kızlar Sahada gibi organizasyonlara medyada detaylı bir şekilde yer vererek bu konuda bir duyarlılık/farkındalık yaratılabilir. Burada da alternatif medyaya büyük iş düşüyor. Ana akım medya kuruluşları bir eril tahakküm oluşturmak istediğinden ve farklı yönelimlere sahip bireylere saygı duymadığından, onların varlıklarını reddediyor ve hiçbir şekilde haber akışlarında yer vermiyor. Bu noktada alternatif medyanın devreye girerek haber akışlarında kadın ve LGBTİ+ sporcular ile onların görünürlüğüne katkı sunmayı amaçlayan LGBTİ+ aktivistlere daha fazla yer vermesi gerekiyor.

Sonraki aşamalarda çeşitli spor kulüpleri, sporcular, taraftar grupları vs. gibi etki alanı geniş kesimlerle panel, konferans, sempozyum, vs. gibi etkinlikler düzenlenerek kadın ve LGBTİ+ spor ve sporculara gereken değerin verilmesi sağlanabilir.

alansavunmasi.jpg

-Spor belki de bedensel ve cinsel normların en çok dayatıldığı ve şiddet ile kendini gösterebildiği bir alan. Sizce sporun toplumsal cinsiyet ve cinsel kimlik temelli ayrımcılıkla ilişkisi nasıl düzeltilebilir?

Ayrımcılık öncelikle dilde başlıyor. Bunun en büyük göstergesi de cinsiyetçi söylemler. Sporda da bu böyle. Baktığımız zaman, spor dalı fark etmeksizin maç öncesinde, esnasında veya sonrasında karşı takım aleyhinde bir şeyler söylemek isteyen taraftarlar, onları aşağılamak için ilk olarak cinsiyetçi söylemlere başvuruyor. Kadın veya LGBTİ+ olmayı aşağılık bir durum olarak gören zihniyet tarafından rakip takıma kadın olmak veya LGBTİ+ birey olmak üzerinden benzetmeler yapılarak çirkin hakaretlerde bulunuluyor.

Bunu kültürümüzdeki ataerkilliğin bir tezahürü olarak gösterebiliriz. Sporu sadece erkeklere ait bir alan olarak görenler tüm erillikleriyle tribünlerde de yer alıyor ve maç boyu nefret söylemi ve cinsiyetçi söylemlerle dolu marş ve pankartlarını sergiliyor.

Bu sebeple cinsiyetçiliği öncelikle dilde bitirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Kullandığımız dili cinsiyetçi söylemelerden arındırabilirsek sadece sporda değil yaşamın her alanında cinsiyet ayrımcılığını ortadan kaldırabiliriz.

– Heteronormativiteyle ve cinsiyetçilikle mücadele ederken, bir yandan da sporun endüstrileşmiş ve rekabete odaklanan halini dönüştürmesi mümkün müdür? İyi ve olumlu örneklerin haberlerini okumanın buna nasıl bir etkisi olabilir sizce?

Tüm hücreleriyle endüstrileşmiş ve sermayedarlara hizmet eder hale gelmiş olan sporun, uzun vadede yeniden halk yönünde tavır alan bir etkinlik haline gelebileceğini maalesef ki sanmıyorum. Ancak bu endüstrileşme, içinde bulunduğumuz süreçte -kendi çıkarları için de olsa- sporda cinsiyet temelli ayrımcılığa karşı olumlu bir katkıda bulunuyor.

Nike, Adidas, Puma vs. gibi önde gelen spor giysi üreticileri, reklamlarında kadın ve LGBTİ+ sporculara sıkça yer veriyor. Bu reklamların yegane amacının cinsiyet temelli ayrımcılığa karşı bir duruş sergilemek olduğu iddia edilse de bunun pek de öyle olduğunu düşünmüyorum. Spordaki endüstrileşmenin bir parçası olarak, ilgili markaların bu reklamlarla asıl amaçladıkları şeyin ürünlerine yeni pazarlar oluşturmak ve müşteri kitlelerini geliştirmek olduğu herkesçe bilinen bir gerçek.

Böylelikle her ne kadar kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmiş olsalar da cinsiyet temelli ayrımcılığa karşı verilen mücadeleye de katkı sunmuş oluyorlar.

İyi ve olumlu haberlerin örneklerini okumak başta medyada olmak üzere toplumda da olumlu bir algı oluşturabilir.

Alan Savunması‘ndaki haber ve makaleleri okuyup “ben de yazarım” diyenler olabilir. Aranıza katılmak ya da size yazı göndermek isteyenlere neler söylemek istersiniz? LGBTI+ spor haberciliğinin önemi sizce nedir?

Gazeteci, yazar, akademisyen, iletişim fakültesi öğrencileri vs. gibi toplumun her kesiminden insan haber ve/veya düşünce yazılarını bizlere gönderebilir. Alan Savunması onlardan gelecek katkılara açıktır. Sporun herhangi bir dalı ile ilgili kaleme aldıkları, odak noktasında kadın veya LGBTİ+ sporcular olan her türlü haber ve yazıya Alan Savunması’nda yer verebileceğimizin bilinmesini isteriz. Kadın ve LGBTİ+ sporcuların görünürlüğüne katkı sunacak her türlü içeriğe Alan Savunması’na yer verebiliriz.

LGBTİ+ spor haberciliği, özellikle heteronormativiteye ve spordaki cinsiyet temelli ayrımcılığa karşı büyük önem arz ediyor. Amatör veya profesyonel olarak sporculuk yapan çok sayıda LGBTİ+’nın başarılarının veya maruz kaldıkları ayrımcılıkların medya aracılığıyla duyurulması yalnız toplumun algısını değil medyanın algısını da olumlu yönde etkileyecektir.

Buna örnek olarak, Alan Savunması’nı gösterebilirim. Yayım hayatımıza başladıktan sonra özellikle alternatif medyada LGBTİ+ sporculara yönelik haberlerde bir artış gözlemleyebiliyoruz.

– Okuyucularımıza söylemek istediğiniz başka bir şey var mı? Yazı ve makale dışında sizi nasıl destekleyebilirler?

Okuyucularımıza kadın veya LGBTİ+ bireylerin haklarını savunabilmek için illa LGBTİ+ olmak gerekmediğini söyleyebilirim. Bunun en büyük örneği de bizleriz. Ben ve Alan Savunması’nda faaliyet gösteren diğer arkadaşım LGBTİ+ bireyler değiliz. Ancak, kendimizden olmayan insanların da hakkını savunabilmeyi, ortadaki adaletsizliklere bir ses çıkarmayı birer insanlık vazifesi olarak görüyoruz. Lütfen onlar da öyle görsünler.

İleride nasıl olur bilmem ama şu an için herhangi bir maddi desteğe ihtiyacımız yok ancak destek sunmak isterlerse de hayır demeyiz 🙂 Şimdilik sosyal medya hesaplarımızdan bizleri desteklemeleri ve daha fazla insana sesimizi duyurmamıza yardımcı olmaları yeterli.

Daha fazlası için Alan Savunmasının sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Röportaj: Zeynep Serinkaya