Positive News

“Şugariyet Ödülleri” aktivistleri birbirlerini kucaklamaya davet ediyor

Kısa bir süre önce SPoD, LGBTI+ hareketine kendini adamış isimlere verilecek “Şugariyet Ödülleri” için bir çağrı yayınladı. Çağrı, LGBTI+ hareketinin her türlü baskıyla mücadele ederken eleştiriye vakit ayırdığı kadar belki de yaptıklarını takdir etmeye vakit ayırmadığı kaygısı taşıyordu. SPoD Genel Koordinatörü Mustafa Sarıyılmaz’la LGBTI+ aktivizminin sırtladığı yüklere, yaşadığı yıpranmışlıklara karşı yapılabilecekleri konuştuk. Röportaj: Zeynep Serinkaya

Şugariyet Ödülleri fikri nasıl doğdu? 

Fikir aslında Yönetim Kurulu üyemiz Cihan Hüroğlu’dan çıktı. Cihan halihazırda GLBTİ+ hareketine çokça ve uzuncadır emek vermiş ve vermeye de devam eden biri olarak bunu uzuncadır düşündüğünü bir toplantıda dile getirdi. Tabii ki biz de hemen heyecanlandık ve “evet hadi yapalım” dedik. İçinde bulunduğumuz politik durumdan fazlasıyla etkilenen bir hareket LGBTİ+ hareketi ve son zamanlarda yurt dışına taşınma oranlarının artması, ifşaların artması, güvenli alanların azalması gibi durumlar insanları örgütlü olmaktan uzaklaştırmaya da başladı. Madiliğin binbir türlüsünü gerçekleştirir hale geldik acısıyla tatlısıyla, ancak “Birbirimizi takdir etmeyi unutmaya mı başladık?” sorusuyla aslında biraz da ortaya çıkan bir fikir oldu. 

Şugariyet Ödülleri, Hormonlu Domates gibi her sene olmasını planladığınız bir etkinlik mi? Bunun için herhangi bir kaynak buldunuz mu ya da destek gerekti mi? 

Şugariyet Ödülleri’nin kesinlikle her sene olmasını istiyoruz. Amacımız Hormonlu Domates’teki gibi aslında, her yıl LGBTİ+ hareketine emek verenlere böyle küçük bir şekilde de olsa teşekkür etmek ve emekleri görünür kılmak. Bunun için kaynak ve destek bulduk elbette. Bu fikir ile birlikte o dönem henüz yeni tanıştığımız Friedrich Naumann Foundation (FNF) Türkiye ile görüştük ve onlar da fikrimizi çok sevdiler ve destek olmak istediklerini bildirdiler. Ama elbette ki her zaman daha fazla desteğe açığız. Şugariyet takip ettiğimiz kadarıyla bulunduğumuz coğrafyada tek ödül töreni olma özelliğini taşıyacak. Bizim istediğimiz bu yıl Türkiye içinde bunu gerçekleştirip, ilerleyen dönemlerde daha bölgesel ve mümkünse uluslararası hale gelmesi için çalışmak. Bölgedeki LGBTİ+ hareketini desteklemek, iş birliklerini artırmak ve iletişimi güçlendirmek istiyoruz.

Türkiye’deki LGBTİ+ hareketi baskılara rağmen ayakta ve yılmıyor. Fakat bu direnç halinin psikolojik bir maliyeti de var ve belki hareketin dışında kalanlar bunu pek bilmiyor. Bize biraz LGBTI+ aktivizminin, genel olarak aktivist olmanın nasıl yıpratıcı olabileceğini anlatır mısın? Siz SPoD’da bununla nasıl baş ediyorsunuz? Onarıcı, sağaltıcı etkinliklerin aktivizmin sürdürülebilirliği için önemi nedir? 

Bu soruya öncelikli olarak bireysel cevap verip ardından kurumsal cevap vermek istiyorum. Genel olarak aktivist olmak bizlerin coğrafyasında fazlasıyla yıpratıcı bir durum. Ben gençlik ve mülteci alanından LGBTİ+ alanına giriş yapan biri olarak şunu söyleyebilirim, her alanın kendine ait zorlukları bulunuyor. İnsan olmayı ve insancıl bir hayat sürmeyi isteyen kişiler olarak, bunların size sağlanmadığı yerde bir yaşam kurmak ve buna ek olarak da konunun aktivizmini yürütmek çok fazla yorucu. Elinizi attığınız her şeyin ters tepmesi, her gün aldığınız kötü haberler, belki de sürekli olarak yaşadığınız şehirleri değiştirmek içinizdeki motivasyonu ve ‘benim bir derdim var’ olgularını yıkmaya o kadar hazır ki, çift taraflı bir bıçağın sizi yaralamamasını umarak aktivizminizi gerçekleştirmeye çalışıyorsunuz. Uygun bir çıkar yol bulmaya çalışıyorsunuz; olursa oluyor, olmuyorsa kopuyorsunuz. Size aktivizm yaptığınız alanı hatırlatan her şeyden uzaklaşıyorsunuz.

SPoD olarak bununla çok efektif bir başa çıkma metodumuz var diyemiyorum ne yazık ki. Öğrenmeye çalışıyoruz, “En efektif yöntemler neler olabilir, biz birbirimize nasıl sahip çıkabiliriz?” sorularını sürekli konuşup tartıştığımız bir dönemdeyiz. Gerekli destek sistemlerini öğrenip efektif olarak kullanmak istiyoruz. Ama şunu belirtmeden geçemeyeceğim; sağlamak için uğraştığımız hizmetlerden yararlanan kişilerin bizlere telefon, mail veya sosyal medya hesaplarımız üzerinden ulaşarak teşekkür etmeleri, hepimizin içindeki ateşi harlıyor. Ve yaptığımız işin ne kadar önemli olduğunu somut olarak görme şansına erişebiliyoruz. Bu teşekkürler, yıpranma payımızın eşiğini yukarıya çekiyor. Onarıcı, sağaltıcı etkinlikler ile maruz kaldığımız olumsuzluklar, kötü haberler ve hatta belki de ikincil travmalardan kendimizi arındırmaya yardımcı oluyor. Aslında muazzam bir deşarj olma yöntemi sunuyor sağaltıcı etkinlikler, bu da var olan gücümüzü yeniden canlandırıyor. 

Söylediğin şey çok doğru aslında. Türkiye’de LGBTİ+ hareketi şu anda en güçlü döneminde. Baskılar da en kuvvetli oldukları dönemde belki. Ancak bu süreç içinde LGBTİ+ hareketinin öznesi, parçası olan kurumlar olarak birbirimizle daha fazla iletişim halindeyiz, daha fazla haberleşiyoruz, daha fazla takdir ediyoruz, daha fazla işbirliği yapıyoruz, daha fazla birbirimizi görünür kılmak için uğraşıyoruz. OHAL ile birlikte de aslında daha fazla sivil toplum kuruluşu ile de işbirliği yapmaya başladık. LGBTİ+ hareketi gün geçtikçe genişliyor ve kuvvetleniyor. Ve bu organik genişleme ve güçlenme bana yine güç veriyor ve yıpranma eşiğimi yukarı çekiyor.

 

LGBTI+ hareketi, adının da layığını veren bir çeşitliliğe sahip. Bu renkli çeşitlilik içinde farklılıkların ayrışmalara dönüşmemesi için de sürekli bir diyalog şart. Ödül törenleri ve parti gibi etkinliklerin bu bir aradalık açısından önemi nedir sence?

Gerçekten de öyle. Çok geniş bir çeşitliliğe sahip LGBTİ+ hareketi. Aslında farklılıkların ayrışmalara dönmesini önemsiyorum ben. Ama bu ayrışmalar henüz her zaman diyalog içinde gerçekleşemiyor. Umarım farklılıklar diyaloglar içerisinde kendine yer bulur ve gerçek bir kapsayıcılık ile yolumuza devam ederiz ve güçleniriz daha fazla. Aslında ödül töreninin ortaya çıkmasındaki fikir gibi bir öneme sahip. Partiler ve bu tarz birliktelikler hem bizlerin stres atmasına yardımcı oluyor hem de bir araya gelerek aslında hasret gidermeye yardımcı oluyor. E tabi gullümler, tatlı madiliklerle de şenleniyoruz, benliğimizi en özgür şekilde yaşayıp, hayatın olumsuzluklarından kendimizi soyutluyoruz bir şekilde de olsa.

 

Sivil toplumda harcanan emeklerin sonuçları uzun vadeli olabiliyor, fakat sürekli bir başarı muhasebesi de yapmak gerekebiliyor, bu da sanırım yıpratıcı bir deneyim. Belki bu açıdan da olumlu hikayeleri, kazanımları daha sık anlatmaya ihtiyaç var. Kötü haberleri paylaşmaya daha teşne olabiliyoruz, iyi haberler arada kaynayabiliyor. En son örneğin Queer Olympix yasaklandı ama yine de maçlar yapıldı, katılımcılar birarada kaldı.  Bu konuda sizin medyadan, sivil toplum destekçilerinden ve sosyal medya kullanıcılarından beklentiniz nedir? Şugariyet Ödülleri’nin amacına paralel olarak bu röportajı okuyanlar neler yapabilirler?

Çok doğru bir noktaya değindin. Kendimizi sürekli krizler içerisinde bulduğumuz için, olumlu hikayeleri, başarıları kaçırabiliyoruz. Ya da konuşmalarımızda çok da fazla değinmiyoruz. Queer Olympix’in yasaklanmasıyla beraber etkinliklerin biçimlerinin ve yerlerinin değişmesi aslında LGBTİ+ hareketinin doğası. Bir taraftan baskılansak da, baskıladıkları yerden bir kaç adım öteye gittiğimizde yeni çözümler üretebiliyoruz. Bu baskıların, yasakların yaratıcılığımıza çok büyük etkisinin olduğunu gözden kaçırmamak gerek. Ve sevgili Queer Olympix ekibi de bunun en son örneğini çok güzel bir şekilde göstermiş oldu. Sivil toplum destekçilerinden beklentilerimiz, kendilerine yakın gördükleri kurumlar hangileriyse, onlara üye olmaları, destek vermeleri, çalışmalarını takip etmeleri ve beğendikleri çalışmaları yaymaları aslında. Zira yaptıklarımız bu şekilde görünür olabiliyor. Medyaya ne demek gerekir çok emin değilim. Zira klasik medya tamamen LGBTİ+ karşıtı bir yerde konuşlanıyor ve yine geçmişe dönerek baktığımızda olumsuz haberlerin, nefret söylemlerinin tavan yaptığını görüyoruz. Nefret söylemlerinden uzaklaşmalarını temenni ediyorum. Sosyal medya kullanıcılarından da sivil toplum destekçilerinden beklediklerimizi bekliyoruz. Kendilerine yakın gördükleri kurumları takibe alsınlar ve çalışmalarını takip etsinler. Anlamadıklarını düşündükleri şeyler için kurumlarla iletişime geçsinler. 

Şugariyet Ödüllerinin amacına paralel olarak bu röportajı okuyanlar, ödüllerin kategorilerini görebiliyorlar. Önümüzdeki gün adaylar açıklanacak. Adayları tanımıyorlarsa kim olduklarına bakabilirler. Jüri harekete emek veren kişilerden oluşuyor. Şu anda devam eden de bir aday önerisi poll’u var. Aday göstermek istedikleri kişiler varsa, onları aday göstersinler. [Poll bu yazı hazırlanırken kapandı] Ve önümüzdeki yıl ve yıllar için, LGBTİ+ hareketini ve emek verenleri takip etmeye çalışsınlar. Devam eden yıllarda daha fazla kategori ile daha fazla kişinin emeğini görünür kılmamıza destek verebilirler. 

LGBTI+ hareketine ve sivil toplumuna katılmak, ya da bu alanda gönüllü olmak isteyip çekinen okuyucularımıza neler söylemek istersin? Bu yorucu yanlara rağmen seni sivil toplumda tutan şey nedir?

Çekinmemelerini söylemek isterim öncelikli olarak. Herhangi bir yerde gönüllü olmak için kendilerine neden sorusunu sormalarını isterim. Neden gönüllü olmak istiyorum? “Bir yerde okuduğum, gördüğüm nefret suçuna sinirlendim”, “ ‘Benim Çocuğum’u izledim, kendimi yeni keşfediyorum”, “bu benim meselem” vs. gibi nedenlerle gönüllü olmaya gelen kişilerin gönüllülük süreleri çok kısa oluyor ne yazık ki. O heyecan, üzüntü, keşif dönemleri bittiğinde gönüllülük de bitiyor ve ne kendilerine ne de gönüllü olmaya çalıştıkları kurumlara bir artıları oluyor. 

Gönüllü olmak isteyenler, neden sorusuna buldukları cevapla, kendilerine yakın gördükleri kurumlar ile iletişime geçsinler, oralarda gönüllü olarak katkı sağlayabilecekleri bir şey olup olmadığına baksınlar. Mümkünse, kuruma gidip oradaki çalışanlarla ve diğer gönüllülerle tanışsınlar, anlaşabilip anlaşamadıklarına baksınlar. Bunlar çok önemli şeyler, çünkü o kurum için çalışırken arkadaşlık ilişkileri gelişiyor, birlikte iş yapma yükümlülükleri gerçekleşiyor. Ve bunları anlaşamadığınız, ısınamadığınız insanlarla yapmaya çalıştığınızda işe yaramıyor asla. 

Beni bu alanda tutan şey her daim var olan idealistliğim galiba. Çocukluğumdan beri, haksız gördüğüm her şeyin peşine düşüp, hak yerini bulsun diye uğraşıyordum. Bu hastanede muayene sırası beklemekten tutun, ’99 depreminde su sırasına girmeye kadar (bunların çoğu olurken 9-10’lu yaşlarımdaydım). Lise döneminde, biraz merak biraz da çalışkanlığın birleşmesiyle, kendimi bir proje kapsamında yurtdışında buldum. Toplamda 6 gün. Döndükten sonra şunu farkettim, ne kadar şanslı olduğumu. Çünkü tüm emeklerim, çalışmalarım beni resmen ödüllendirmişti. Hayatımda ilk kez uçağa binmiştim ve yurt dışına çıkmıştım. Bundan sonrası benim için çorap söküğü gibi ilerledi. Kendimi gençlik çalışmalarının içinde buldum. Benim gibi gençlerin, yurtdışına çıkabilmelerinin yolunu aradım, yönlendirdim, anlatmaya çalıştım elimden geldiğince. “El vermek” denir ya bizde, el vermeye çalıştım, çok güzel insanlarla birlikte çalıştım ve çalışmaya da devam ediyorum. Velhasıl kelam, ben kendime “Neden?” sorusunu sorduğumda, benim erişebildiğime ilişkilendiğim kişiler de erişsin istedim ve bu kısım hala devam ediyor. Sivil toplum alanında çalışmak sizi motivasyonel ve manevi anlamda en çok tatmin eden yer olabiliyor gerçekten. Bunu yaparken de evet çok yorucu olabiliyor, ama biri size direkt ya da içinde olduğunuz yapıda gerçekleştirdiklerinizle birlikte dolaylı yoldan teşekkür ettiğinde, benim için herşey çözümlenmiş oluyor. Bu da beni sivil toplumda tutmaya devam ediyor 🙂

Son soru da azıcık neşeli olsun, biraz da magazinel 🙂  Töreni kim sunacak ve çeşitli sürprizler beklemeli miyiz? Töreni canlı izleyebilecek miyiz?

Bunların tamamı sürpriz, sevdiğimiz biri/leri sunacak. Ve bence güzel şeyler beklemelisiniz! 21 Eylül’ü not edin çünkü, gullümlü, eğlencesi bol, tatlı madiliği but bir akşam geçireceğiz. Canlı yayın için çalışmalarımız sürüyor. Bir aksilik olmazsa canlı olarak da gelemeyenler takip edebilecek 🙂

Eklemek istediğin bir şey var mı? Ya da duyurmak istediğin?

Konudan bağımsız olarak, SPoD olarak geçen aylarda başlattığımız bir destek kampanyamız var. O hala devam ediyor. SPoD’u ve çalışmalarını beğeniyorsanız, destekçimiz olun! SPoD çalışmalarına devam etmek istiyor, daha fazla insana erişebilmeyi ve hizmet sunmayı hedefliyor. Bunun için de herkesin desteğine ihtiyacımız var! Dayanışma çağrımızı da buradan görebilir ve destekçimiz olabilir okuyanlar da.

 

Röportaj: Zeynep Serinkaya 

“Şugariyet Awards”* is inviting activists to embrace each other

Recently SPoD announced the launch of the “Şugariyet Awards” which will be awarded to those who have dedicated themselves to LGBTI+ activism. The announcement underlined the concern that the LGBTI+ movement did not spare time to appreciate its own accomplishments as much as it does for self-criticism, while battling intense pressures. We interviewed SPoD’s General Coordinator Mustafa Sarıyılmaz on how LGBTI+ activism can fight burn-out syndrome with all the weight on its shoulders.  

 

How did the idea of the Şugariyet Awards come about? 

Our board member Cihan Hüroğlu came up with the idea. Cihan has contributed a lot to the  LGBTI+ movement, and in a meeting he said he’s been thinking about this for a while. It got us very excited and we said “let’s do it!”. The LGBTI+ movement is deeply impacted by the political context and lately people have been moving abroad, people have been distancing themselves from getting organized due to the increase in exposure and loss of safe spaces.

We all started doing a lot of madilik** for better or worse, so it got us thinking “Have we started to forget to appreciate each other?” 

 

Are the Şugariyet Awards going to be an annual event like the GMO Tomato Awards? Have you received any funding for the event? 

 

We definitely would like to have the Şugariyet Awards every year. Our aim is to make it regular like the GMO Tomato Awards, this time to thank those who contributed to the LGBTI+ movement and to render their efforts visible. Of course we found support and funding for the awards. We took the idea to the Friedrich Naumann Foundation (FNF) Turkey Branch, they loved the idea and wanted to support it. But certainly we are always open to more support. As far as we know, Şugariyet will be the only award ceremony of its kind in this country. What we want is to do it in Turkey this year and try to make it regional and hopefully international in the future. We want to support the LGBTI+ movement in our region, to increase collaboration and communication. 

 

The LGBTI+ movement in Turkey is standing strong against the pressures. Yet this resilience takes its toll on the psychological wellbeing of the activists, perhaps those outside the movement are not really cognizant. Can you tell us a little about how being an LGBTI+ activist can lead to burning out? How does SPoD deal with it? What is the significance of healing and reparative events for the sustainability of your activism?

 

 

I’d like to answer this question first as an individual and then as a spokesperson for the association. Being an activist in general is highly stressful in this part of the world. As someone who started working in the field of LGBTI+ issues in the issues of youth and refugees, I can say that each field has its own challenges. As people who want to be human and lead a humane life, it is quite exhausting to try to build a life and do activism in a context where this condition is not provided. Things are constantly going wrong, you receive bad news every day, perhaps moving from one city to another, such conditions can easily undermine your idealism and your motivation; therefore you are always trying to continue your activism, hoping a double edged knife will not hurt you. You try to find a way, if it works out, it works out, if not you lose your connection. You start moving away from everything that reminds you of your field of activism.

I can’t really claim that as SPoD we have a very effective way of dealing with the burn out. We are trying to learn and constantly discussing what these methods can be, how we can stand by each other. We want to learn the support methods necessary and to use them effectively. I must stress that when the people we provide help to reach us over the phone, e-mail or social media to thank us, it rekindles the fire in us. It gives us the opportunity to see the concrete outcomes of the work we do. These messages of gratitude increase our threshold of stress. The reparative and healing events allows us to rid ourselves of bad news, negativity and perhaps secondary traumas. These are in fact a great way of unwinding, which is invigorating.  

What you said is right, the LGBTI+ movement in Turkey is the strongest it has been. And so is the pressure perhaps. In this context, the platforms who are the agents of the LGBTI+ movement are communicating more, appreciating each other more, collaborating more and trying to make each other more visible. After the state of emergency we started to collaborate with many more CSOs. LGBTI+ movement is expanding and growing stronger each day. This organic growth empowers me and raises my threshold for burn out. 

LGBTI+ movement is as diverse as the letters in its acronym. It is imperative to have a constant dialogue within the movement, to avoid turning the diversity into separation. What do you think is the significance of events like award ceremonies and parties for staying together? 

That is the case indeed. The LGBTI+ movement has a wide range of diversity. I care about diversity turning into separation. Such separation does not always take place in a dialogue. I hope that [those with] differences can find themselves a place in dialogue and we can continue our way in a truly inclusive manner, we can grow stronger. Indeed this is the idea behind the award ceremony. Parties and similar gatherings helps us unwind and catch up with each other. And surely they are cheerful happenings where we can be ourselves and move away from negativity.

It is often the case that we see the outcome of the efforts spent working in civil society in the long run, yet we have to constantly question the level of our success, I guess this is also quite exhausting. Perhaps this is why we need to hear more on the positive stories, stories of success. Sometimes good news gets lost in bad news as we are inclined to share bad news more. For instance recently the Queer Olympix was banned yet the teams still went ahead with the games and stuck together. What do you expect from media, civil society supporters, and social media users regarding this issue? What can our readers do, with regards to what the Şugariyet Awards aim for? 

This is an important point. We tend to miss the positive stories and achievements as we are constantly in crisis. Or we don’t really talk about them much. It is in the nature of the LGBTI+ movement to come up with ideas like changing the events or relocating them, just like in the case of the ban against the Queer Olympix. Although we are under pressure, we are also able to produce solutions as we move one step beyond. We shouldn’t overlook the fact that these pressures have an important impact on our creativity. And our dear Queer Olympix crew showed a great example of that.  Our expectation from the supporters of civil society is that they become a member of whichever association they feel close to, to support, follow and spread their work. This is how you get our work to be visible. I don’t know what to say to the media, because the typical media outlet is completely anti-LGBTI+ and hate speech is rampant. I hope they grow distant from hate speech. We expect from social media users what we expect from civil society supporters. They should follow the associations they feel close to and get in touch about things they feel they don’t understand.

Regarding the Şugariyet Awards, the readers can follow the award selection process. They can see the categories and jury is to be announced, they can check out the nominees. And for the following years, they should try and follow the LGBTI+ movement and those working for the movement. They can help us render many more people’s efforts visible with more categories for awards.

 

What would you like to tell our readers who like to volunteer or work for the LGBTI+ movement and civil society but have reservations? What keeps you in civil society despite its stressful aspects? 

I would like to say, please do not hesitate. I would just tell them to question why they want to be a volunteer. Why do I want to become a volunteer? People become a volunteer thinking “I got upset with a hate crime I read somewhere”, “I watched ‘My Child’, I’m rediscovering myself”, “This matters to me”, but they do not last long in volunteering. When that moment of being upset or excited passes, their volunteering ends as well which is no good to them or the associations. 

Those who would like to become a volunteer should apply to an association they feel close to, with the answer they found to this question. If possible, they should meet the people working at the association and check if they get along. This is crucial as you become friends and have joint responsibilities while working together. It does not work when you are trying to do good with people you don’t get along with.

I guess what keeps me going is the idealism I have. I have always been working to right wrongs since I was a child. This is the case while waiting for my turn at the hospital queue or holding a place at the water queue after the earthquake in ‘99, when I was at the age of 9-10.  In my highschool years, I found myself abroad for a project, thanks to my curiosity and a bit of hard work. 6 days in total. When I came back I noticed how lucky I was because all my labour and work paid off. I got to fly in a plane for the first time in my life and I got to go abroad. Then, everything else followed. I found myself working in youth projects. I looked for ways to help young people like me to go abroad, I tried to guide them as much as I could. I tried to pass the torch, I worked with lovely people and I continue to. In sum, the reason why I started working is to help people reach the opportunities I reached. Working in civil society can be satisfying and motivating. Yes, it can be very exhausting but when someone thanks you or your association, all is resolved. And this is enough to keep me going 🙂

 

Let’s ask you something fun and a bit sensational 🙂 Who will be the host at the ceremony? Should we expect any surprises? Will the ceremony be aired live?

These are all going to be a surprise, the ceremony will be hosted by someone we love. And you should expect something beautiful! Save the date September 21st on your calendar, because there will be plenty of gullüm*** that night! We are working on live broadcasting, hopefully if all goes well we will be live and those who can’t be present will be able to follow it too! 

Is there anything you would like to add or announce? 

This is not related to the award ceremony, but I would like to remind people of our support campaign for SPoD. It still continues. If you like SPoD’s work, please become a supporter! SPoD wants to continue its work and aims to reach more people. In order to achieve that goal we need everyone’s support! You can see our call for solidarity and become a supporter through this link. 

Interview by Zeynep Serinkaya 

Translator’s note: 

*Şugariyet: In Lubunca (queer slang spoken in Turkey), şugariyet means jewels and/or a state of overall wellness, cuteness, pleasantness

**Madilik: Lubunca for trouble, problem, ill manners or bad intentions

***Gullüm: Lubunca for entertainment, fun, party or fanfare

A Review of Pride Across Turkey: Defiance and Resilience

The horizon looks bright in some regions of Turkey for future LGBTI+ Pride weeks and marches. New opportunities have emerged for Turkish LGBTI+ rights associations and activists to gain concessions from the police and the judiciary. This year’s pride events highlighted the strength, capacity and resilience of rights defenders, even in a hostile political environment. 

LGBTI+ Pride weeks took place across Turkey, despite state repression and bans on public gatherings. From Istanbul to Mersin, LGBTI+ rights organisations and individual activists marked Pride across the country with defiance in celebration of their identities. Chants echoed across the country with the cries, “we are here, we are queer” and “where are you my love? / I am here my love”.

In many cities across Turkey activists and lawyers were able to win concessions from the police and judiciary making some of this year’s pride events the largest in years. However, in Gaziantep, a city in southeastern Turkey, no improvements were seen in recent years for LGBTI+ rights activists and the situation has even deteriorated since the official lifting of the State of Emergency.

In this article we will look at many of the Pride celebrations across Turkey, reporting the challenges as well as the successes of this year. Looking at the accomplishments of activists can open up new opportunities for Prides in the future. 

Istanbul

The theme of this year’s Pride, EKONOMİ NE AYOL? (‘Economy? What’s that?’), focused on rising inflation in Turkey and the vulnerable position of LGBTI+ individuals in an economic crisis.

Between June 24-30 art exhibitions, picnics, film screenings, workshops and parties took place in 29 venues across the city. The variety of events set an inclusive atmosphere for people of all identities, with an emphasis on inclusion and peace building. 

Early in the week Istanbul Pride Week Committee met with the Governor, who declined their request to hold Pride Walk in Taksim and stated that the LGBTI+ community was regarded as a “socially dubious group”. The Governor also declined a petition to have the Pride march celebrated in Bakırköy, another part of the city designated for demonstrations but less politically symbolic than Taksim.

On Sunday, June 30 without state permission, people were to meet in Taksim for the Pride Walk. Heavy police presence around Taksim and along Istiklal Avenue prevented people meeting on Taksim Square. However, the police consented to negotiate with some of the organisers, allowing the Pride to take place until 17:30 on Mis Sokak, a street near Taksim famous for its LGBTI+ friendly bars. A press statement was read there to sounds of hundreds of people cheering. One quote from the press statement was,

“We do not give up our lives, our solidarity, nor our organized struggle! We are here, get used to it, we are not going.”

At almost exactly 17:30 the police marched down Mis Sokak spraying the few people who remained with tear gas, rubber bullets and chasing them with dogs. A bar on Mis Sokak where people were continuing to celebrate was also sprayed with tear gas. Before the police attack, people were able to meet in security for over an hour. The police did not use water cannons as they had in previous years and some people taking part in the celebrations described the police as more restrained than in previous years. 

As the Pride march was chased from Mis Sokak activists kept meeting in various neighborhoods of the central district of Beyoğlu, reading press statements and celebrating before eventually being dispersed again by the police. The defiance of the continual celebrations was in line with  the message of Pride: we are here, we are everywhere.

Metehan Ozkan from LISTAG, an association which works with the parents of LGBTI+ individuals described this year’s Pride: “We had parents from Ankara, Izmir and Antalya parents groups, we had new members who had a chance to experience Pride for the first time with their children. Though the Pride was ‘limited’ it was very emotional for them.”

Mustafa Sarıyılmaz from SPoD, an Istanbul-based association focusing on social and psychological support for LGBTI+ individuals, said:

“Police was less brutal than last year. I might easily comment that what we had this year was a small gathering that we all missed and longed for a very long time. And, we now have our hope that we might be able to have our parade back in two year’s time. Because, these are all the signs that the movement in Turkey is getting stronger day by day. We have developed a huge solidarity between us now, which wasn’t the case before.”

That night two parties closed the Istanbul Pride, one was put on by Gzone Mag magazine involving trans and drag performers, the other event was hosted by local LGBTI+ DJs. 

During the Istanbul Pride, six people were detained by police.

SECKER_Bradley-Pride 2019-Istanbul-Turkey-1.jpg

Ankara

An indefinite blanket ban against all LGBTI+ events was declared in the capital Ankara under the state of emergency on November 2017. Kaos GL made an appeal which the 12th Administrative Court used to re-examine the ban and ruled that the city governor did not have the legal power to issue bans of that kind. Although the ban was officially lifted, in practice it continued to be in effect.

On May 10, students at the Middle Eastern Technical University staged a Pride celebration despite the rectorate forbidding it. The celebrations were also dispersed by the police using tear gas and rubber bullets. Twenty-five people were detained including an academic working at the university. In reaction students released a press statement calling for “a ban on the bans”. A party was also held afterwards by the students involving drag performances, with the names of those arrested read aloud and applauded.

Some of these arrested students have subsequently had their student loans and assistance revoked on the recommendation of the Security Directorate to the Credits and Dorms Authority. 

Izmir

The 7th İzmir Pride Week planned for June 17-23 was banned on June 14 by the Governorship of Izmir. However, an appeal by the association Genç LGBTİ+ (LGBTI+ Youth) repealed the ban allowing many of the planned events to take place. In the decision to prevent a ban on some of the Pride activities, one judge voted in favor of enforcing the ban and two votes were for the bans repeal. One of those two votes repealing the ban, commented that this decision should be applied to all Pride activities in İzmir.

However, the ban was not fully lifted for the Pride march nor for two events entitled “Bondage Workshop” and “Sex Toy Workshop”. Activists persisted in marching and negotiated with the police, winning the concession to read a press statement on Kıbrıs Şehitleri Avenue in the center of Izmir. However, after the press statement 17 activists were detained. 

Gaziantep 

In Gaziantep  a blanket ban for 20 days on LGBTI+ events prevented Pride events from taking place. During Pride week activists were prevented from putting up a Pride rainbow flag in Çınarlı Park and police prevented activists reading a press statement at Yeşilsu Square. Instead, the Human Rights Association, IHD (Insan Hakları Derneği) hosted a Pride event to read the Pride’s press release:

“As long as you view our existence as a threat, we continue to say, ‘Every step of ours is a Pride March.’

“If it is your tradition to declare those who strive for an honorable and just life immoral and terrorists to cover up your “sins,” it is our tradition to not stop speaking, not stop and not obey.

“We know that what fuels your aggression is our power. We know in our struggle since the 1980s that you are trying to exploit the beauty of our togetherness.”

ZeugMadi Lgbt, an Antep based LGBTI+ Rights association told LGBTI+ News Turkey that for them there was no improvement in how Prides were experienced in previous years. 

“In fact, the State of Emergency is still not over in Turkey. As LGBTI+ individuals we are still under martial law. Both socially and by the law. Harassment, incidents of rape, sexism, homophobia, transphobic rhetorics have all increased after the formal ending of the State of Emergency.”

Mersin

Despite a blanket ban on LGBTI+ events put into effect on June 25, the Mersin Pride still took place. Activists met in workshops and marched in small group unveiling Trans and LGBTI+ Pride flags in a few select spots across the city. Again, the defiance and determination of activists meant that few a short time in different parts of the city, LGBTI+ individuals were more visible. 

Municipalities’ Official Support

From across Turkey, municipalities controlled by the main opposition party, CHP sent out greetings and support to Pride over social media. This occurred in the past but a larger number of municipalities sent out posts  this year. 

On this topic Mustafa Sarıyılmaz from SPoD reported to LGBTI+ News Turkey that 

“Thirty-five municipalities around the country celebrated Pride over Twitter, it seems the visibility of queer community in Turkey has grown, in a positive way. Well, on the other hand, …. the director of religious affairs made all imams around Turkey curse LGBTI+’s in Friday prayers. Yet, we’re hopeful.”

 

Words by George Winter

Photos by Bradley Secker in the İstanbul Pride 

29/07/2019 Correction: The article had previously stated that a Pride after party was put on by GQ magazine, this was incorrect. Gzone Mag put the party on.

A Success Story: advocacy against a hospital denying hysterectomy surgery for trans men 

Source: “Rejection of hysterectomy in Cerrahpaşa, prosecution process and success of advocacy”, (Cerrahpaşa’da histerektomi ameliyatı reddi, dava süreci ve savunuculuğun başarısı), Emirhan Deniz Çelebi, KaosgL.org, 10 July, 2019

https://kaosgl.org/sayfa.php?id=28513

I guess it was early February in 2017 when a friend texted me: “Emirhan, did you hear that Cerrahpaşa no longer do our surgeries?”. When I first read the message I was taken aback and then called my friend to learn more about what’s going on with Cerrahpaşa. 

This is how the story begins: My friend was barely able to get a date for their surgery next week. A member of the staff at Cerrahpaşa OB-GYN department says: ‘ Due to a decision taken by the academic committee, we no longer do the laparoscopic hysterectomy of trans men, we have to cancel your surgery date’. My friend could barely hold it together at that point. In Turkey one of the most excruciating parts of the legal process in changing your assigned gender and your name on the ID is to make the post-surgery reports in time for the day of the hearing. If there is a lag, the court may adjourn your case to two or three months later.

After receiving this news, I wondered ‘Hang on, what will they say about surgery day if I call them?’ and I picked up the receiver. I got the same answer and so I asked ‘When did you start making transphobic decisions that concern public health in your academic council meetings?’. There was no answer. When I asked them to send me a written copy of their reply, I was already sure that I would not receive that either. Nevertheless, I gave them a shot and waited 10 days. No news. Was I surprised? No. I called them again and asked for a written reply. They hung up after saying ‘We can’t send you any reply sir’. That’s what drove me wild. Yeah, as if you can’t, you will  have to respond. 

I sat down and wrote a complaint to BİMER* (now it’s called CİMER):

To whom it may concern,

When trans men in our country submit their request to change their name and gender to a court, they are referred to OB GYN departments of hospitals as Article 40 of Civil Code requires them to be permanently deprived of reproduction [reproductive capacity]. Cerrahpaşa Medical Faculty OB GYN Department was one of the institutions which undertake these surgeries [hysterectomy]. That was the case until I was told that these surgeries are no longer done based on an academic council decision…This decision results in transsexuals not being able to undergo the legally required surgeries. Many people had their court date adjourned and were victimized. If you require us to do so, we can submit a joint petition. Last week, in a meeting with around 30 trans men, many of those who have their surgery dates approaching brought the issue up. 

I would like to ask you three things: Is it only the trans men your hospital is not doing the laparoscopic hysterectomy and salpingo oophorectomy operations on? If that is the case, on what grounds? Are you currently allowing your cis-gender female clients to undergo these operations?  

In sum, I kindly request you to send a written reply, including the reason for the decision and the minutes of the academic council meeting.

I wrote this on March 13, 2017. On April 13, 2017 I received an untitled e-mail, it read ‘[Our] respond to your application is attached’. Here we go. Check this out:

The request and complaint submitted to Prime Ministry Communication Center (BİMER)  by XXX Çelebi was examined. The Academic Council meeting on February 15, 2017 ruled against these procedures as the examination of these cases of voluntary castration (hysterectomy and ooferectomy) surgery done on genitally healthy individuals who are phenotypically and genotypically female and organically have the reproductive capacity lead to irreversible organ failure and loss of function which can lead to medical, ethical and legal problems; due to the problems the admission of male-looking patients causing problems in OB-GYN wards,  and because emergency and pregnant patients are prioritized during the relocation of our department. According to Social Insurance Institution regulations, people have no right to apply to another hospital. Attached is the relevant Academic Council decision.”

I read these words in a breeze and I began to feel numb starting with the bit about ‘these cases’, climaxing at ‘male-looking patients’. The pregnant patients are to be prioritized…as if it is only cis-women who give birth! The whole reply is oozing transphobia. 

I calmed down a little and decided to take this opportunity. In that period, there was another hospital which did hysterectomy operations of trans men, they would refuse to do the operations every now and then. It was time to get the rights advocacy going. I printed out the documents and ran to the attorney Rozerin Seda Kip.

Together with my attorney Rozerin, we applied to Istanbul Administrative Court. In the petition, Rozerin indicated that these attitudes were transphobic and discriminatory. Rozerin also reminded the court of Article 40 of Civil Code and the European Convention on Human Rights. The petition demanded the halting of the execution of the ruling, stating that the administration’s refusal to carry out the ‘sterilisation’ surgery of the trans individuals is arbitrary and unlawful.   

Following this application on 2017, what did the Istanbul University Rectorate** do? Of course, it asked the case to be dismissed. The first court in charge was Istanbul 10. Administrative Court, and this court stated that the hospital can not refuse to carry out the surgery, reminding them that the hospital itself penned a report that suggests the person needs to undergo gender affirmation surgery.

The University made no surprises and filed an appeal to Council of State. Finally this year the Council of State 10th Chamber ruled against the appeal. Thus, the legal struggle beginning in 2017 certified that the hospital’s refusal to carry out the surgeries of trans men was unlawful. 

The struggle starting with BİMER and ending at Council of State is an example of the importance of advocacy. In this way, the judiciary too, confirmed that hospitals have no luxury to deny the surgery. During our advocacy action, cancelled the requirement to ‘be permanently deprived of procreation’ from Article 40, even if this is not the practice in reality…We have a long way to go! May this decision be a beacon to us all! 

*Translator’s note: BİMER is Prime Ministry Communication Center. Currently, CİMER (Presidency Communication Center) is used by citizens to file complaints about any state department.

** Cerrahpaşa is a training hospital under the administration of Istanbul University Faculty of Medicine. It is the sole authority in many state sanctioned surgeries, like the gender affirmation surgeries.

Alan Savunması: A voice for women and the LGBTI+ community in sports 

In recent years, women’s and LGBTI+ initiatives in Turkey have been actively seeking to eradicate sexist and heteronormative violence from the realm of sports. From chants inciting rape to sexist coverage of sports news, the spectacle of sports and sports journalism have been tainted with violence. Many remain unaware of the fact that LGBTI+ and female athletes exist and compete in all branches of sports, in both national and amateur teams. Alan Savunması* is a new online platform publishing news focusing on LGBTI+ and female athletes, their negative experiences and their accomplishments. Zeynep Serinkaya from LGBTI+ News Turkey interviewed Ali from Alan Savunması on their work. We would like to remind our readers that for now Alan Savunması is only in Turkish. 

haber görseli

How did you come up with the idea of Alan Savunması? Can you introduce the crew?

Alan Savunması had been in our minds for a long while. When we witnessed the inequalities experienced by a few female soccer player friends of ours and their efforts in the field, we decided that we did not want to remain indifferent to it all. These inequalities are not only the problem of the women we know. There is worldwide discrimination, which just happens to be felt more intensely in Turkey.

When we started following sports with female players, especially women’s soccer we observed that there are many LGBTI+ athletes struggling to play. I’m saying “struggling” because hegemonic masculinity and homophobia impose themselves on every realm.

While we were still enraged by what the female athletes were going through, we listened to the story of several LGBTI+ athletes’ experiences of harassment, ostracization and verbal insults on the brink of physical violence. This led us to take action. 

Bearing in mind that people are not aware of these experiences or choose to remain silent, we decided that first we needed to render these experiences visible. As we are currently continuing our undergraduate studies and have no regular income, we focused on ideas that we can realize with minimum cost and maximum effort. (Only for now!)

To that end, it was best to establish a news platform: We are journalism students so we believe we have the capacity and we think it can be really beneficial to make these inequalities be known to get people to take action. 

We are a crew of two at Alan Savunması for now. I am (Ali Safa Korkut) 23 years old and currently enrolled at Uşak University as a senior year journalism student. I live in Diyarbakır. My friend Özdemir Atuğ is a classmate of the same age, living in Aksaray. 

I am the editor and reporter for the website, Özdemir manages our social media accounts and technical maintenance. 

 How is the relationship of Alan Savunması crew with sports? What are the sports you are interested in, do you play in any teams?

We are both deeply interested in sports. I played amateur soccer for four years but I am also interested in basketball and swimming. Aside from these, I try to follow tennis, volleyball and athletics. 

As a crew, we try to follow all branches of sports, not just the ones we know. We spend every day involving ourselves in sports. 

The number of initiatives which use sports to stand against gender inequality and discrimination is increasing in Turkey. Karşı Lig, Queer Olympix, Kızlar Sahada are a few examples. How do you think one can support the individual and institutional work of activists and LGBTI+ communities seeking to alleviate the challenges of inequality in sports?

As I mentioned before, I believe visibility is the first step: We need to contribute to the visibility of both the achievements and negative experiences of female and LGBTI+ athletes, as well as the visibility of the initiatives and activists seeking to support their visibility. There are human rights activists who are into sports in their private lives yet have no idea about the victimization or the existence of female and LGBTI+ athletes. Their lack of awareness is not their fault, the media outlets have no coverage of LGBTI+ athletes and activists in their newsfeeds at all. 

By covering organizations like Karşı Lig, Queer Olympix and Kızlar Sahada in detail through the media, it is possible to create awareness. This duty falls on the shoulders of alternative media. As the mainstream media follows hegemonic masculinity and has no respect for the diversity of sexual orientation, it refutes the existence of diverse identities and leaves no space in their news cycles. Alternative media should do its share at this point and include female and LGBT+ athletes as well as the  LGBTI+ activists working to contribute to their visibility in their content. 

As for future steps to be taken, it would be useful to organize symposiums, panels, conferences with larger crowds involving sports clubs, athletes and supporters, in order to guide them towards valuing female and LGBTI+ athletes more.

Sports is perhaps the realm where corporeal and gender norms impose themselves most violently. How do you think the relationship between sports and gender-sexual orientation based discrimination can be changed?

Discrimination begins in the language. Sexist discourses are the greatest indicator of this fact. This is also the case with sports. We see that supporters of any sports use sexist discourses when they want to say something against their opponents before, during or after the game. The supporters are in a mindset that regards being a woman or being LGBTI+ as an abhorrent thing. They use ugly insults against the opponents by alluding to the qualities of a woman or an LGBTI+ individual. 

This can be defined as a manifestation of the patriarchy of our culture. Those who consider sports to be a male realm occupy the bleachers and exhibit their hate speech and sexism with their chants and banners. Therefore, I believe we have to end sexism through language. If we can purify our language from sexist utterances, we can get rid of gender discrimination in every realm of life, not just sports.

While battling against heteronormativity and sexism, is it possible to transform the industrialized and competition-driven sides of sports? In your opinion, what is the impact of reading about the positive examples on the audiences?

Sports have become a servant to capital and has been industrialized in every aspect, therefore I do not think that it can become an activity that sides with the people in the long run. However, this industrialization can have positive impacts against gender based discrimination in sports, albeit for its own interests. 

Sportswear brands such as Nike, Adidas, Puma frequently feature LGBTI+ and female athletes in their commercials. Although they claim that their sole aim is to stand against gender based discrimination, I do not believe the reality to be as such. It is a known fact that as a part of the industrialization of sports, brands seek to create new markets for their products and to increase their client bases. As such, although they are acting in their own interests, they contribute to the struggle against gender based discrimination.  

Reading positive news can create a positive influence in society as well as media.

There might be those who read the articles and news on Alan Savunması and decide that they too can write. What would you like to tell those who would like to join you or send their writings to you? What is the importance of LGBTI+ sports reporting? 

Journalists, writers, academics, students of the Department of Communication, basically anyone can send us their news articles and/or opinion pieces. Alan Savunması is open to their contribution. We would like them to know we can feature any news or articles focusing on female or LGBTI+ athletes in any field of sports. We support any content that will contribute to the visibility of female or LGBTI+ athletes.

LGBTI+ sports reporting is important for the struggle against gender based discrimination and heteronormativity.  The media coverage of the accomplishments or negative experiences of amateur or professional LGBTI+ athletes will not only change the perception of society but also that of media for better.  

Alan Savunması is a good example. Since  we started publishing, we have been observing an increase in the news on LGBTI+ athletes, especially in alternative media. 

 Is there anything else you would like to tell our readers? Aside from submitting articles, how can they support you?

I can tell our readers that they do not need to be LGBTI+ to defend the rights of women and LGBTI+. We are a case in point. Neither I and nor my friend here in Alan Savunması identify as LGBTI+ individuals. Yet we think it is a humanitarian duty to raise our voice against the injustice and to defend the rights of others. So should our readers.

I don’t know about the future but for now we do not need financial support, yet if they would like to we would not mind it 🙂 We appreciate it if you follow our social media accounts and pass the word onto the others.

Interview by: Zeynep Serinkaya

You can visit Alan Savunması at http://alansavunmasi.org.

*Translator’s note: Alan Savunması isTurkish for Zonal Defence.

Alan Savunması: Alışın, kadınlar ve LGBTI+ler sporda!

Son yıllarda kadın ve LGBTI+ girişimleri Türkiye’de sporu boyunduruğu altına alan cinsiyetçi ve heteronormatif şiddeti ortadan kaldırmak için faaliyetlerini arttırdı. Tecavüzcü tezahüratlardan cinsiyetçi manşetlere, spor endüstrisi ve spor haberciliği şiddete bulanmış durumda. Çoğu insan LGBTI+ ve kadın sporcuların gerek profesyonel gerek amatör olarak her spor dalında var olduğunu ve rekabet ettiğini bilmiyor. Alan Savunması LGBTI+ ve kadın sporcuların kazanımları ve olumsuz deneyimlerine odaklanan yeni bir çevrimiçi haber platformu. LGBTI News Turkey’den Zeynep Serinkaya Alan Savunması’ndan Ali Safa Korkut’la bir röportaj yaptı.

 

haber görseli.jpg

Alan Savunması‘nı kurma fikri nasıl ortaya çıktı? Ekibinizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Alan Savunması aslında uzun zamandır gerçekleştirmeyi düşündüğümüz bir projeydi. Futbol oynayan birkaç kadın arkadaşımızın bu alandaki çabasına ve maruz kaldıkları eşitsizliklere yakından tanıklık edince buna kayıtsız kalmak istemedik. Keza bu eşitsizlikler sadece bizim tanıdığımız kadınların başına da gelmiyor. Dünya genelinde böyle bir ayrımcılık olmakla beraber bu Türkiye’de biraz daha fazla hissediliyor.

Sporun kadınların mücadele ettiği dallarını ve özellikle de kadın futbolunu biraz yakından takip edince spor yapmaya çalışan LGBTİ+ sporcuların da bir hayli fazla olduğunu yakından gözlemledik. ‘’Spor yapmaya çalışan’’ diyorum çünkü eril tahakküm ve homofobi her alanda egemenlik kurmaya çalışıyor.

Henüz kadın sporcuların maruz kaldıkları karşısında öfkemizi yatıştıramamışken bir de birkaç LGBTİ+ sporcunun spor yaparken yaşadığı taciz, dışlanma ve hatta fiziksel şiddete kadar varan sözlü hakaretleri birinci ağızdan dinleyince bir şeyler yapmak istedik.

İnsanların bu durumlardan haberdar olmadıklarını veya olsalar bile sessiz kaldıklarını düşünerek ilk aşamada bu yaşananları görünür kılmamız gerektiğini düşündük. Mevcut olarak üniversite eğitimimizi sürdüğümüz ve düzenli bir gelirimiz olmadığı için de -en azından şimdilik- minimum gider ve maksimum efor sarf ederek başarıya ulaşabileceğimiz fikirler üzerinde yoğunlaştık.

Bu doğrultuda da hem gazetecilik bölümü öğrencileri olarak yapabileceğimize inandığımız için hem de bu eşitsizlikleri duyurabilmek ve toplumu harekete geçirebilmek adına gerçekten yararlı olacağını düşündüğümüz için yapabileceğimiz en doğru şeyin bir haber sitesi kurmak olduğuna kanaat getirdik.

Şu anlık Alan Savunması’nda sadece iki kişi faaliyet gösteriyoruz. Ben (Ali Safa Korkut), 23 yaşımda ve Uşak Üniversitesi Gazetecilik Bölümü son sınıf öğrencisiyim. Diyarbakır’da yaşıyorum.

Diğer arkadaşım da aynı sınıfta olduğum Özdemir Atuğ. O da benimle aynı yaşta ve Aksaray’da ikamet ediyor.

Ben sitenin editör ve muhabirliğini yapıyorum, Özdemir de sosyal medya yönetimi ve sitenin teknik işleriyle ilgileniyor.

Alan Savunması ekibin sporla arası nedir? İlgilendiğiniz sporlar, oynadığınız takımlar nedir?

İkimiz de sporla oldukça yakından ilgileniyoruz. Dört seneye yakın bir süre boyunca amatör olarak futbol oynamakla beraber basketbol ve yüzme ile de yakından ilgileniyorum. Bunun dışında tenis, voleybol ve atletizm gibi sporları da elimden geldiğince takip etmeye çalışıyorum.

Ekip olarak bu böyle aslında, sadece bilgi sahibi olduğumuz sporları değil tüm spor dallarını takip etmeye çalışıyoruz. Her günümüz sporla geçiyor.

– Türkiye’de son zamanlarda Karşı Lig, Queer Olympix, Kızlar Sahada gibi spor yoluyla toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve ayrımcılığa spor yoluyla karşı çıkan inisiyatiflerin sayısı artıyor. Sizce bu tür oluşumların ve bireysel olarak spor alanındaki eşitsizlikleri gidermeye çalışan LGBTI+lerin ve aktivistlerin çalışmaları nasıl desteklenebilir?

Söylediğim gibi, ilk aşamada kadın ve LGBTİ+ sporcuların başarıları ve yaşadıkları olumsuz durumlar ile onların görünürlüğüne katkı sunmayı amaçlayan oluşum ve aktivistleri görünür kılmak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü gerçekten özel hayatında sporla yakından ilgilenen ve kadın ve LGBTİ+ sporcuların varlıkları ile mağduriyetlerinden habersiz olan insan hakları aktivistleri var. Ancak bu habersizlikleri de kendilerinden değil, medya kuruluşlarının LGBTİ+ sporcu ve aktivistlere haber akışlarında hiçbir şekilde yer vermemelerinden kaynaklanıyor.

Öncelikli olarak Karşı Lig, Queer Olmypix ve Kızlar Sahada gibi organizasyonlara medyada detaylı bir şekilde yer vererek bu konuda bir duyarlılık/farkındalık yaratılabilir. Burada da alternatif medyaya büyük iş düşüyor. Ana akım medya kuruluşları bir eril tahakküm oluşturmak istediğinden ve farklı yönelimlere sahip bireylere saygı duymadığından, onların varlıklarını reddediyor ve hiçbir şekilde haber akışlarında yer vermiyor. Bu noktada alternatif medyanın devreye girerek haber akışlarında kadın ve LGBTİ+ sporcular ile onların görünürlüğüne katkı sunmayı amaçlayan LGBTİ+ aktivistlere daha fazla yer vermesi gerekiyor.

Sonraki aşamalarda çeşitli spor kulüpleri, sporcular, taraftar grupları vs. gibi etki alanı geniş kesimlerle panel, konferans, sempozyum, vs. gibi etkinlikler düzenlenerek kadın ve LGBTİ+ spor ve sporculara gereken değerin verilmesi sağlanabilir.

alansavunmasi.jpg

-Spor belki de bedensel ve cinsel normların en çok dayatıldığı ve şiddet ile kendini gösterebildiği bir alan. Sizce sporun toplumsal cinsiyet ve cinsel kimlik temelli ayrımcılıkla ilişkisi nasıl düzeltilebilir?

Ayrımcılık öncelikle dilde başlıyor. Bunun en büyük göstergesi de cinsiyetçi söylemler. Sporda da bu böyle. Baktığımız zaman, spor dalı fark etmeksizin maç öncesinde, esnasında veya sonrasında karşı takım aleyhinde bir şeyler söylemek isteyen taraftarlar, onları aşağılamak için ilk olarak cinsiyetçi söylemlere başvuruyor. Kadın veya LGBTİ+ olmayı aşağılık bir durum olarak gören zihniyet tarafından rakip takıma kadın olmak veya LGBTİ+ birey olmak üzerinden benzetmeler yapılarak çirkin hakaretlerde bulunuluyor.

Bunu kültürümüzdeki ataerkilliğin bir tezahürü olarak gösterebiliriz. Sporu sadece erkeklere ait bir alan olarak görenler tüm erillikleriyle tribünlerde de yer alıyor ve maç boyu nefret söylemi ve cinsiyetçi söylemlerle dolu marş ve pankartlarını sergiliyor.

Bu sebeple cinsiyetçiliği öncelikle dilde bitirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Kullandığımız dili cinsiyetçi söylemelerden arındırabilirsek sadece sporda değil yaşamın her alanında cinsiyet ayrımcılığını ortadan kaldırabiliriz.

– Heteronormativiteyle ve cinsiyetçilikle mücadele ederken, bir yandan da sporun endüstrileşmiş ve rekabete odaklanan halini dönüştürmesi mümkün müdür? İyi ve olumlu örneklerin haberlerini okumanın buna nasıl bir etkisi olabilir sizce?

Tüm hücreleriyle endüstrileşmiş ve sermayedarlara hizmet eder hale gelmiş olan sporun, uzun vadede yeniden halk yönünde tavır alan bir etkinlik haline gelebileceğini maalesef ki sanmıyorum. Ancak bu endüstrileşme, içinde bulunduğumuz süreçte -kendi çıkarları için de olsa- sporda cinsiyet temelli ayrımcılığa karşı olumlu bir katkıda bulunuyor.

Nike, Adidas, Puma vs. gibi önde gelen spor giysi üreticileri, reklamlarında kadın ve LGBTİ+ sporculara sıkça yer veriyor. Bu reklamların yegane amacının cinsiyet temelli ayrımcılığa karşı bir duruş sergilemek olduğu iddia edilse de bunun pek de öyle olduğunu düşünmüyorum. Spordaki endüstrileşmenin bir parçası olarak, ilgili markaların bu reklamlarla asıl amaçladıkları şeyin ürünlerine yeni pazarlar oluşturmak ve müşteri kitlelerini geliştirmek olduğu herkesçe bilinen bir gerçek.

Böylelikle her ne kadar kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmiş olsalar da cinsiyet temelli ayrımcılığa karşı verilen mücadeleye de katkı sunmuş oluyorlar.

İyi ve olumlu haberlerin örneklerini okumak başta medyada olmak üzere toplumda da olumlu bir algı oluşturabilir.

Alan Savunması‘ndaki haber ve makaleleri okuyup “ben de yazarım” diyenler olabilir. Aranıza katılmak ya da size yazı göndermek isteyenlere neler söylemek istersiniz? LGBTI+ spor haberciliğinin önemi sizce nedir?

Gazeteci, yazar, akademisyen, iletişim fakültesi öğrencileri vs. gibi toplumun her kesiminden insan haber ve/veya düşünce yazılarını bizlere gönderebilir. Alan Savunması onlardan gelecek katkılara açıktır. Sporun herhangi bir dalı ile ilgili kaleme aldıkları, odak noktasında kadın veya LGBTİ+ sporcular olan her türlü haber ve yazıya Alan Savunması’nda yer verebileceğimizin bilinmesini isteriz. Kadın ve LGBTİ+ sporcuların görünürlüğüne katkı sunacak her türlü içeriğe Alan Savunması’na yer verebiliriz.

LGBTİ+ spor haberciliği, özellikle heteronormativiteye ve spordaki cinsiyet temelli ayrımcılığa karşı büyük önem arz ediyor. Amatör veya profesyonel olarak sporculuk yapan çok sayıda LGBTİ+’nın başarılarının veya maruz kaldıkları ayrımcılıkların medya aracılığıyla duyurulması yalnız toplumun algısını değil medyanın algısını da olumlu yönde etkileyecektir.

Buna örnek olarak, Alan Savunması’nı gösterebilirim. Yayım hayatımıza başladıktan sonra özellikle alternatif medyada LGBTİ+ sporculara yönelik haberlerde bir artış gözlemleyebiliyoruz.

– Okuyucularımıza söylemek istediğiniz başka bir şey var mı? Yazı ve makale dışında sizi nasıl destekleyebilirler?

Okuyucularımıza kadın veya LGBTİ+ bireylerin haklarını savunabilmek için illa LGBTİ+ olmak gerekmediğini söyleyebilirim. Bunun en büyük örneği de bizleriz. Ben ve Alan Savunması’nda faaliyet gösteren diğer arkadaşım LGBTİ+ bireyler değiliz. Ancak, kendimizden olmayan insanların da hakkını savunabilmeyi, ortadaki adaletsizliklere bir ses çıkarmayı birer insanlık vazifesi olarak görüyoruz. Lütfen onlar da öyle görsünler.

İleride nasıl olur bilmem ama şu an için herhangi bir maddi desteğe ihtiyacımız yok ancak destek sunmak isterlerse de hayır demeyiz 🙂 Şimdilik sosyal medya hesaplarımızdan bizleri desteklemeleri ve daha fazla insana sesimizi duyurmamıza yardımcı olmaları yeterli.

Daha fazlası için Alan Savunmasının sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Röportaj: Zeynep Serinkaya

Guest*House Photobook and Film Launch Event

The Consulate General of the Netherlands in Istanbul hosted an event on Monday, June 17 for the GuestHouse photobook and film launch. The GuestHouse serves the trans community by providing mainly trans women who have no place to stay with a safe shelter. In the opening of the event, Consul General Bart van Bolhuis said that during such difficult political times in Turkey, the establishing of a place such as the trans Guest* House to provide a safe and supportive environment for the trans community is a very important endeavor, that the book and film projects are extremely valuable in helping promote awareness, and added that the Netherlands Consulate is very glad to have been able to support these projects.

 

The Consul General’s opening speech was followed by the screening of the film GuestHouse. The film shows some of the people living in the GuestHouse in their daily interactions, sharing with the viewer their struggles, worries, fears and dreams, and what the GuestHouse means to them. We see some ways in which the GuestHouse is run and supported, and some of the challenges and issues it faces. For a few minutes, the film leaves the viewer in raw silence with displays of photographs of the trans women living in the guest house. The film also shows trans activist and actor Seyhan Arman, talking about how the vision for the Guest*House is to operate it like a senior center with its own staff, doctor and psychologist providing medical support.

 

After the screening of the film, talks moderated by Kübra Uzun, were held with GuestHouse project curator Ipek M. Sur van Dijk, photography artist Ömer Tevfik Erten, writer Defne Çizakça and Doğukan Karahan from SPoD (Social Policy, Gender Identity & Sexual Orientation Studies Association). Ipek M. Sur van Dijk recounted how she was introduced to Ömer and his work and how she was inspired by the impact of the artwork. Ömer and Defne shared with the audience the story of how they both met, the projects they’ve worked on together, their collaboration on the GuestHouse photobook and film projects, and future projects they plan to pursue.

 

Doğukan Karahan from SPoD shared the background and history of the GuestHouse, the way that it functions and how it has served and is continuing to serve the trans community. Doğukan also focused on the current issues facing the GuestHouse. He mentioned that the most pressing challenge has been the need to move to a new place. He added that finding a new place has not been easy due to funding limitations. He stated the urgency of the situation saying that they have overstayed their rent contract in their current location, that the owner of the building will not renew their contract and is asking them to leave. The audience asked questions to Doğukan and shared some ideas, brainstorming possible ways to resolve the problem.

 

The event ended with a networking reception in the consulate’s garden.